O kadar güzel, o kadar etkileyici, o kadar gerçek bir dizi ki After Life, nasıl ifade etmem gerektiğini uzun süre bilemedim. Final sezonuyla insanı gerçekten darmadağın ediyor. Ricky Gervais, üniversite yıllarından beri hayatının aşkı olan eşini kaybetme ihtimalini düşününce yazmaya başlamış bu diziyi — ve bu, izlerken hissettiğiniz gerçekliğin nereden geldiğini açıklıyor. Neden bu kadar geç izledim bilmiyorum ama 3 sezonu arka arkaya bitirmek gerçekten çok güzeldi.
Dizi boyunca hüzünlendim, ağladım, güldüm, düşündüm; bazı cümleleri not aldım çünkü hayatımdan o kadar çok şey buldum ki içinde. Bu kadar sevdiğin birini kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu iliklerime kadar hissettim. Ana karakter Tony'nin öfkesini, umutsuzluğunu, çaresizliğini, özlemini, ne yapacağını bilmezliğini, yalnızlığını hissettim. Ve dizinin belki de en güçlü tarafı şu: Tony, mutlu olmayı biriyle olarak değil, başkalarını mutlu etmeye başlayarak buluyor sonunda.
Aklımdan çıkmayan o kadar çok sahne var ki. Bir yerlere not ettiğim onlarca cümle arasından final bölümündeki şu söz hâlâ taptaze aklımda — Mark Twain'den: "I've had a lot of worries in my life, most of which never happened."
Ve son olarak, izleyenlerin çoğunun da hissettiğine eminim: mutlaka, hayatınızın bir döneminde bir köpek alın kendinize. Bu olağanüstü bağı herkes mutlaka yaşamalı.