Sema Gül Bayoğlu
Blog / Film ve dizi hakkındaki yorumlarım

Elvis

Bir Efsanenin Ardındaki Yalnız Adam

Film · Baz Luhrmann · Sema Gül Bayoğlu · 2 dakikalık okuma

Biyografik filmleri her zaman sevmişimdir. Çünkü onlar bana yalnızca bir sanatçının hayatını değil, başarının görünmeyen yüzünü de anlatır. Elvis filmini izledikten sonra da olan tam olarak buydu.

Film bitti ama Elvis Presley benim için bitmedi.

Günlerce onun canlı performanslarını izledim, hakkında yazılmış makaleleri okudum, röportajlarına göz attım ve şarkı sözlerini yeniden dinledim. Çocukluğumdan beri adını bildiğim bu büyük sanatçı hakkında aslında ne kadar az şey bildiğimi fark ettim.

Filmin en büyük başarısı da burada.

Elvis'i yalnızca "Rock'n Roll'un Kralı" olarak anlatmıyor; şöhretin içinde yavaş yavaş yalnızlaşan, kendi hayatı üzerindeki kontrolünü kaybeden bir insan olarak gösteriyor.

Austin Butler'ın performansı gerçekten olağanüstü. Bir biyografi filminde oyuncunun fiziksel benzerliği elbette önemlidir; ancak Butler bunun çok ötesine geçmiş. Elvis'in yürüyüşünü, bakışlarını, sahnedeki enerjisini ve beden dilini ezberlemekle kalmamış, onun ruh hâlini de seyirciye geçirebilmiş. Filmi izledikten sonra gerçek konser kayıtlarını izleyince Oscar adaylığının neden bu kadar hak edilmiş olduğunu daha iyi anlıyor insan.

Ama beni en çok etkileyen oyunculuk değil, filmin anlattığı trajedi oldu.

Dünyanın en tanınmış sanatçılarından biri olmasına rağmen Elvis'in hayatı, çevresindeki insanlar tarafından giderek kontrol edilen bir hayata dönüşüyor. Menajeri Albay Tom Parker'ın ticari kararları, bitmek bilmeyen çalışma temposu ve sürekli daha fazla üretme baskısı, onu yalnızlaştıran ve tüketen bir sistem yaratıyor.

Film, şöhretin insanı özgürleştirmediğini; bazen tam tersine görünmez bir kafese dönüştüğünü anlatıyor.

Elvis'in sağlık sorunları, ilaç bağımlılığı ve kişisel hayatındaki kırılmalar da bu sistemin doğal sonuçları gibi görünüyor. Onu yalnızca bir müzik yıldızı olarak değil, giderek kendi hayatı üzerinde söz hakkını kaybeden bir insan olarak izliyoruz.

Film bittikten sonra hakkında okuduğum hemen her kaynakta ortak bir nokta dikkatimi çekti. Elvis'i yakından tanıyan insanların büyük bölümü onun ne kadar nazik, cömert ve iyi niyetli biri olduğundan söz ediyor. Belki de bu yüzden çevresindeki insanlar tarafından daha kolay yönlendirildi.

Elvis benim için sadece başarılı bir biyografi filmi değil, şöhret ile sömürünün birbirine ne kadar kolay karışabildiğini anlatan etkileyici bir insan hikâyesi.

Ve belki de filmin en değerli yanı şu soruyu sordurması:

Bir insanın başarısı arttıkça, kendi hayatı üzerindeki kontrolü gerçekten artar mı; yoksa bazen tam tersine mi döner?