The Wizard of Lies, ilk bakışta Bernie Madoff'un 65 milyar dolarlık saadet zincirini anlatan bir finans filmi gibi görünüyor. Oysa film ilerledikçe anlıyorsunuz ki asıl hikâye para değil, güven üzerine.
Bir insanın binlerce kişiyi dolandırabilmesi için önce onların parasını değil, güvenini kazanması gerekiyor.
Madoff bunu başardı.
Yıllarca...
Üstelik bunu kaba kuvvetle ya da ikna kabiliyetiyle değil; saygınlık, itibar ve "herkesin güvendiği adam" imajıyla yaptı.
Film boyunca beni en çok etkileyen şey ise finansal çöküş değil, ailede yaşanan yıkım oldu. Bir oğlu intihar ediyor, diğeri kanserle hayatını kaybediyor. Servet yok oluyor ama asıl kaybolan şey, bir ailenin onuru ve birbirine duyduğu güven.
Madoff'un tavırları ise şaşırtıcı derecede tanıdık geldi. Kendisinden neredeyse hiç şüphe etmeyen, yaptığı hataları küçümseyen, empati kurmayan ve her şeye rağmen haklı olduğuna inanan bir kişilik...
Ne yazık ki bu profil yalnızca Wall Street'e ait değil.
Bugün çevremizde gördüğümüz birçok Ponzi düzeninin kurucularında da aynı ortak özellikler var: Karizma, özgüven, kibir ve insanların kolay yoldan kazanma arzusunu ustalıkla kullanabilme becerisi.
Belki de film bana şunu düşündürdü:
Hiçbir saadet zinciri yüksek faiz vaadiyle başlamaz. Önce güven inşa edilir, sonra o güven paraya çevrilir.
Bu yüzden The Wizard of Lies, yalnızca Bernie Madoff'un hikâyesi değil; insan psikolojisinin, açgözlülüğün ve sorgulamadan inanmanın ağır bedelini anlatan bir film.
Ve belki de filmin en önemli dersi şu: