Sema Gül Bayoğlu
Blog / Film ve dizi hakkındaki yorumlarım

ABBA

Against the Odds – Başarı, Yetenekten Fazlasını Gerektiriyor

Belgesel · Sema Gül Bayoğlu · 2 dakikalık okuma

ABBA denildiğinde çoğumuzun zihninde ilk olarak Dancing Queen, Mamma Mia, The Winner Takes It All ya da Waterloo çalmaya başlar. Elli yılı aşkın bir süredir dünyanın hemen her köşesinde tanınan bu dört İsveçli, bugün pop müziğin tartışmasız efsaneleri arasında yer alıyor. Oysa ABBA: Against the Odds belgeseli bana çok farklı bir gerçeği hatırlattı: Tarih, başarıya ulaştıktan sonra yazılıyor. O başarıya giden yol ise çoğu zaman yalnızlık, eleştiri ve yanlış anlaşılmalarla dolu.

Belgeselin en dikkat çekici tarafı, ABBA'yı yalnızca hit şarkılar üreten bir grup olarak anlatmaması. Eurovision'u kazandıktan sonra "tek şarkılık bir grup" olmakla suçlanmaları, kendi ülkelerinde bile ticari bulunarak küçümsenmeleri ve uzun süre müzik eleştirmenleri tarafından ciddiye alınmamaları, başarı hikâyelerinin neredeyse unutulan kısmını oluşturuyor.

Bugün geriye dönüp baktığımızda bu eleştiriler neredeyse komik geliyor. Çünkü zaman, çoğu zaman eleştirmenlerden daha iyi bir jüri. Kalıcı olanı o seçiyor.

Belgesel bana iş dünyasında da sıkça gördüğümüz bir gerçeği düşündürdü. İnsanlar başarılı bir markanın sonucunu görüyor; yıllarca süren denemeleri, reddedilmeleri, strateji değişikliklerini ve psikolojik bedelleri ise görmüyor. ABBA'nın hikâyesi de tam olarak bunu anlatıyor. Başarı, yalnızca yetenekten değil; eleştirilmeye rağmen yoluna devam edebilme direncinden doğuyor.

Belgeselin en etkileyici taraflarından biri ise grubun iki evli çiftten oluşması. Dünyanın en neşeli şarkılarından bazılarını yazan insanların özel hayatlarında aynı mutluluğu koruyamamış olmaları düşündürücü. İki evlilik sona eriyor, grup dağılıyor; ama ortaya çıkan duygusal kırılmalar, pop müzik tarihinin en güçlü şarkılarından bazılarına dönüşüyor. Özellikle The Winner Takes It All, yalnızca bir ayrılık şarkısı değil; hayatın kazananları ve kaybedenleri üzerine evrensel bir anlatı hâline geliyor.

Belgeseli izlerken aklıma şu soru geldi: Acaba bugün ABBA ortaya çıksaydı yine aynı başarıyı yakalayabilir miydi?

1970'lerde başarı, yıllar süren konserler, plak satışları ve sabır gerektiriyordu. Bugün ise birkaç saniyelik sosyal medya videoları bir sanatçıyı bir gecede dünyaya tanıtabiliyor; ama aynı hızla unutturabiliyor da. Görünür olmak hiç bu kadar kolay olmadı, kalıcı olmak ise belki de hiç bu kadar zor olmadı.

Belki de ABBA'nın asıl başarısı, moda olanı takip etmemesiydi. Kendi müziğini yaptı, kendi estetiğini oluşturdu ve eleştirilmekten korkmadı. Sonunda zaman onların lehine çalıştı.

Bu yüzden Against the Odds, yalnızca bir müzik belgeseli değil. Marka yaratmanın, kriz yönetiminin, yaratıcılığın ve dayanıklılığın hikâyesi. Bugün girişimcilikten liderliğe kadar pek çok alanda konuştuğumuz kavramların, yarım asır önce dört müzisyenin hayatında nasıl karşılık bulduğunu gösteriyor.

Ve belki de belgeselin bana bıraktığı en önemli cümle şu oldu: Gerçek başarı, herkes sizi alkışlamaya başladığında değil; henüz kimse size inanmıyorken üretmeye devam edebildiğiniz zaman başlıyor.